KAMPTA OKUNACAK KİTAPLAR

31 Ocak 2020
KAMPTA OKUNACAK KİTAPLAR

Zülfü Livaneli – Serenad

 

Roman okumak istiyorsanız... Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar. 1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor. Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.

 

Canan Tan – Piraye 

Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük aşığı ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız...Diyarbakır…Dar bir eşikten geçip geldim sana. Huzurundayım. Hoşgörü kapını açık tut.Bil ki direnmem sana değildi.Altın tepside sunulan acı şerbetti beni ürküten.Devrimci ruha sahip Piraye'nin İstanbul'dan kopmak istememesini yadırgama. Anadolu'nun en ücra köşelerine bile koşa koşa gidecek yüreğe sahipti o.Ona ters düşen Diyarbakır değil, Diyarbakır konaklarına gelin olmak.Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük aşığı, yüzü insana dönük; ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız...Anlamaya çalış onu.Küçücük bir kum tanesi, bedenine yerleşen. Ya özümseyeceksin ya da irinleşecek derinliklerinde.Sancılı kıvranışlarla atıvereceksin uzaklara. Geldiği yere, belki de bambaşka diyarlara savrulup gidecek.Onun sende kalmasını sağla. Kol kanat ger gurbetten gelmiş konuğuna. Anlı şanlı Diyarbakır, bir Piraye'yi barındıramadı, dedirtme kendine.

 

Zülfü Livaneli – Kardeşimin Hikayesi

 

Serenad fırtınasından sonra Livaneli'den nefes kesen bir romanSakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalı'nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz'in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.

 

Paulo Coelho -Hippi

 

1970 yılının Eylül ayında, dünyanın merkezi olma şerefi için yarışan iki mekan vardı: Londra'daki Piccadilly Circus ve Amsterdam'daki Dam Meydanı... 1970 yılının Eylül ayında uçak biletleri ateş pahası olduğundan uçakla seyahat ancak elit kesim için mümkündü. Gençlerden oluşan muazzam bir kitle içinse durum farklıydı. 1970 yılının Eylül ayında dünyaya kadınlar hükmediyordu… Genç hippi kadınlar demek belki daha doğru olur...1970 yılının Eylül ayında herkesin paranormal güçleri vardı, olmayanlar da sahip olma yolundaydı…1970 yılının Eylül ayında, yazarlık hayalleri kuran Paulo, özgürlük peşinde dünyayı dolaşırken Karla'yla karşılaşınca ikisinin de yaşamı kökten değişecekti; Peru'nun kayıp şehirleri,Brezilya'nın zindanları, Amsterdam'ın arka sokakları, İstanbul'un çarşıları bir bütünün parçaları haline gelecekti…Paulo Coelho'nun kendi yaşamöyküsüne belki de en yakın eseri Hippi, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan barışçıl bir neslin arayış ve dönüşüm öyküsü.

 

Yol Aşkı Yürümenin Tarih - Rebecca Solnit

Solnit yürüyor, ama metni uçuyor! -Mike Davis, Observer- Bir kıyıdan diğerine yürüyorum, o yüzden Rebecca Solnit'in düşüncelerle dolu ve büyüleyici Yol Aşkı'nı bana esin vermesi için yanımda taşıyorum. -Yol Aşkı'nı "yazın okunacak kitap" olarak seçen Stephanie Merritt, Observer- Filozoflar, edebiyatçılar, müzisyenler, sosyologlar ve evrim kuramcılarıyla kırlarda, bozkırlarda, ormanlarda geziniyor Rebecca Solnit. Koltuğunun altında Rousseau'dan Wordsworth'e, Benjamin ve Patti Smith'e uzanan devasa bir kütüphaneyle yürümeyi felsefeden, eğlenceye, politikadan, cinselliğe kadar hiç bir boşluk bırakmadan arşınlıyor. Yürümenin şehirleri ve şehirlerin yürümeyi nasıl değiştirdiğini, gitgide büyüyen araba sevdasıyla birlikte yürümeyi nasıl bir geleceğin beklediğini düşünüyor. "Bir kişinin yaşamaya başladığını anlatmanın bir yolu da 'hayata adım attı' demektir; kişi hayatıyla ilgili önemli bir karar verdiyse 'kendisine yol seçmiş'tir, uzman olduysa, 'ayaklı ansiklopedi'dir. Eski Ahit, kendini Tanrı'ya emanet etme halini 'Tanrı'yla yürüdü' şeklinde tasvir eder. Yürüyenin tek başına, aktif olması ve bir yere kök salmaktan daha ziyade dünyadan gelip geçmesi insan olmanın anlamına dair güçlü bir imgedir. Yürüme metaforu, biz gerçekten yürüdüğümüzde tekrar hayat kazanır."

Henry David Thoreau - Yabani Elmalar

 

Doğa tarihi ve felsefesi üzerine yazdıklarıyla günümüz çevrecilik kültürü ve yazınının temellerini atan Thoreau'dan insanın aynası olarak gördüğü elmaya yazılmış harikulade bir ağıt. Sözümona sağlıklı yaşam adına hayatta kalmacı bir öjenizmi körükleyen yaygın söylemin yavanlığından uzak mı uzak bir “doğal yiyecek” betimlemesi.

 

 

 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Yaban 

Millî Mücadele sırasında Orta Anadolu'da bir köy. Tanzimat aydınının sosyopsikolojik özelliklerinin uzantılarını taşıyan Ahmet Celal. Kendini kurtarıcı olarak gören, halkı eğitmeyi (ya da adam etmeyi) görev edinmiş, kafasında yarattığı gerçekle yaşanan gerçeğin çatışması sonucu “yaban”laşan tipik aydın.Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edeiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri'nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir “panoroma”dır.

 

T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.